Cumartesi, Temmuz 22, 2017

Fas Geceleri... (17 - 21 Mayıs Casablanca & Marrakesh)

Hiç planlı değildi vallahi. Ucuz yurtdışı turlara bakıyordum. Öncelik tabiki vizesiz olanlardaydı. Yıllar önce bir arkadaşımız ucuz olduğu için Tunus turuna gittiğini söylediğini hatırladım. Baktım Tunus yok ama Fas var. Ucuz mu, aslında hayır; ama nedense kendimi sıcak Afrika gecelerinde düşünmeden edemedim. Üstelik başka bir kıtaya ilk gidişim olacak, ilk defa da bir okyanus görecektim! Daha ne olsundu!

Ülke haliyle sıcak bir bölgede. O yüzden giderseniz yazın ortasını tercih etmeyin. Mayıs mükemmeldi!

Ülkenin kullandığı alfabe latin alfabesinin dışında olunca yalnız gitmeye gerçekten çekiniyorum. O nedenle tura sadık kaldım. Toplam tur bedeli kişi başı 750 EU'ya geldi 5 gün için. Aslında bunun büyük bir kısmı THY uçak bileti. Onu düştüğünüzde tura verdiğiniz para makul oluyor. THY dışında daha ucuz olan Royal Air Maroc var ama turlarda uçuş saatleri biraz kötü saatlerde, Sabiha Gökçen Havaalınından ve tur süresi daha kısa...

Türkiyeden sadece Casablanca'ya uçuş var. Casablanca beyaz evler demek. Fransızlar koymuş adını. Ünlü filmden adını biliyorsunuzdur. Amma velakin filmle alakası yok. Film Hollywood'da stüdyoda çekilmiş. Adet yerini bulsun diye Rick's diye bir kafe var. Filmdeki kafe olmadıktan sonra gitmenin ne anlamı var diyerek gitmedim.

Ülkede Fransızca akıcı konuşuluyor. Üstelik resmi dili Fransızca! İngilizce ile de hiç sorun yaşamazsınız. Fransızların şehirciliği ülkeye bir biçim vermiş, anladığım kadarıyla da Faslılar da bu durumdan memnun ki değiştirmemişler.

Parası dirhem (DH). 10 Dirhem, 1 EU ediyor. Çevirmesi rahat olduğu için Euro'yu rahatça kullanabiliyorsunuz. Paranızı çok dirheme çevirmeyin, 50 - 100 EU çevirerek başlayın. Her yerde makul bir şekilde çeviriyorlar. Dönüşte exchangelerle boş yere uğraşmanıza gerek yok.

5 saatlik uçuştan indikten sonra ilk olarak Casablanca şehrini gezdirmeye başlıyorlar. Yanımızda bir otobüs şöförümüz ve bir de yerel rehberimiz var.


Şehir bir sahil şehri, pek ilgi çekici yeri yok. Çarşıyı gezdik biraz ama Sultanahmet size emin olun daha çekici gelecektir. Oradaki kafelerden birinde oturup, hem havayı koklayıp hem de ilk Naşnaşımızı içtik.

Şehirde gezdirdikleri yerlerden biri muhteşem bir mimarisi olan karakol. İzin alınarak giriliyor. mini bir avlusu, alçıdan oymaları ile çıldırtıcı bir güzelliği var. Burada her şey küçük küçük ayrıntıları ile işlenmiş. Minik minik bir güzellik yaratmışlar.

Ve tabiki Atlas okyanusunun kıyısındaki ünlü cami: Hasan II camisi. Krallarının adı Hasan, Muhammet vb. 2, 3, 4, 5 olarak gidiyor. Örneğin havaalanın adı Muhammet 5...



Şehir gezisinden sonra otele geldik. Akşam yemeği sonrası da otelimiz sahil kenarında olduğu için sahil boyunca yürüdük, oradaki kafelerde oturup Naşnaş (sütlü kahve), nane çayı veya dondurma yiyebiliyorsunuz. Casablanca futbol takımı biz oradayken şampiyon olmuş, o yüzden sabaha kadar coştular, biz de onların coşkusuna katıldık.

Oteller genel olarak iyi değil, kendiniz gitmek isterseniz 5 yıldız tercih edin ve 4'ün altına düşmeyin. Oda, sabah kahvaltısı ve akşam yemeği veriyorlar. Otel yemeklerinde aradığınızı bulamazsınız ama dışarda da her yerde yemeyin. Özellikle sıcak arttıkça tehlike de artıyor. Güzel restoranlar var gitmeden önce internetten yerlerini mutlaka işaretleyin. Burada bolca göreceğiniz arıların basmış olduğu tatlıcılar. Benden öneri açıktan pek bir şey yemeyin...

İkinci gün otobüsle Marrakech'e geçtik. Yol epey var, yanlış hatılarmıyorsam 3 - 4 saat kadar sürüyor.

Marrakech'in kendi havaalanı var. Oldukça da büyük bir havaalanı aslında. Geçen yıl iklim değişikliği konferansı Marrakech'de yapılmış. Konferans nedeniyle şehrin altyapısı, yollar vs hepsi düzenlenmiş. Marrakech toprak rengi bir şehir ve Fransız şehirciliği burada da etkili. Ülkedeki belirli alanlarda kat yüksekliği sınırlaması var. O yüzden yatayda bir şehir görüyorsunuz.

Yves Saint Laurent'in evini ziyaret ettik. Küllerini bahçeye dağıtmışlar. Değişik güzel bir bahçeydi. Yoğun kaktüs ve değişik bitkilerle doluydu. Buranın adı Marjorelle Gardens olarak geçiyor.

(Fotoğraf benim değil, şuradan alıntıdır: http://sanbruno3.files.wordpress.com/2009/02/marjorelle-gardens-5.jpg) 

Otelimiz oteller bölgesi diye geçen bir yerdeydi. Fena sayılmazdı. Yine sabah ve akşam yemekleri servisi bulunuyor. Her ikisi de vasat. "Ülke ciddi anlamda hayvancılıkla geçiniyor, yemekleri ile ünlü nedir bu eziyet" diye sızlanırsanız otel yemekleri sizi yanıltmasın. Otel yakınında bir market bulun. (Carrefour buldum ben) Peynirimi istediğim gibi gidip oradan aldım. Gerçekten güzel ürünler var. Carrefour'da poşet vermiyorlar. Bir bez torbayı ayrıca almanız ya da yanınızda çanta getirmeniz gerekli. Alışveriş yapacaklar için dikkat! Suyu marketten alın. Turist olduğunuzu anlayında 4 5 katı fiyatına su satıyorlar. Aslında her şey için geçerli, mümkün olduğunca fiyatı kontrol edin. (Bir küçük su yaklaşık 1 Eu)

Marrakech'in en turistik yeri Unesco kültür korumasına da girmiş olan Jemaa el-Fna meydanı. Burası devasa bir meydan. Yılan oynatıcıları, satıcılar, yemek satıcıları... Sultanahmet'in eski hallerine benziyor aynı.


Hava sıcak olduğundan gündüz yukardaki resim gibi boş. Akşama doğru kalabalık artıyor. Hatta çılgın bir kalabalık oluyor. Polis turistleri korumak için alarmda ama yine de siz cebinize çantanıza dikkat edin. Fotoğraf makinasının objektini tuttuğunuz yere de... Fotoğrafımı çektin diyerek sizden zorla para istiyorlar...

(Bu da gece hali. Fotoğrafı ben çekmedim. Aldığım link: https://bitesizedtravel.files.wordpress.com/2012/10/p1100363-2-1024x575.jpg )

Bu meydanın arkada tarafında kapalı çarşıya benzeyen ama çok daha küçüğü bir pazar var. Aynı Sultanahmet! Hatta orada satılan ürünlerin aynısı Türkiye'de var. Hatta bir kısmı Türkiye'de üretilmiş. Paşabahçe bardakları alıp o kadar yol taşımayın derim.

Şehir gezisi sırasında baharatçılara da sokuyorlar. Buranın kendine has bahatı Harissa, bir tür acı biber. Baharatçı kendi kozmetiklerini de gayet güzel dille satıyor da, ilginizi çekiyorsa bakabilirsiniz.

Taksi kullanabilirsiniz ama pazarlık edin. Önceden hiç bir şeyin parasını vermeyin. Bu ülke pazarlık üzerine ayakta duruyor.

Şehir gezisi olarak genelde eski şehri gezdiriyorlar. Yanılmayın, modern ve devasa bir şehir var. Akşam yemekleri için oraya geçebilirsiniz de... Bir yerel bir tur şöföründen yardım aldık ve gece bizi güzel ve otantik bir restorana götürdü. Canlı müzik ve hatta dansöz bile vardı. İşte o zaman Fas yemeklerini gerçekten tadabildik. Turun götürdüğü yerlerin yemeklerinden medet ummayın, çoğu kişi yemekleri yiyemedi.

Turist Cazibeleri

Turun da extra olarak düzenlediği 3 aktivite var. Bakarsanız siz de internette aynı aktivitelerin yerel turlar tarafından yapıldığını görebilirsiniz.

Chez Ali --> Şe Ali diye okunuyormuş

Buna gitmedik. Benim toplu halde gidilen yerlere karşı artık geliştirmiş olduğum bir yargım var. Hiç bir şeye benzemiyorlar. Turun satış fiyatı 70 EU, yerel turlarda 35 Eu'dan 50 EU'ya kadar aynı etkinliği bulabilirsiniz. Yerel şöförümüze sordum bize 50 EU dedi misal...

Atlas Dağları Turu

Atlas dağlarının eteklerine götürüyorlar. Burada Berberi köylerini görebiliyorsunuz. Bri de tajin kaplarında hazırlanmış yemekleri ikram ediyorlar. Bu tur otobüsle değil, 4*4 araçlarla yapılıyor. Çok beklentiniz olmasın.

Biz buradan dönüşte şöförümüzü yoldan çıkardık ve bizi bir yere götürdü. Dağda bir otel, gerçek Fas'ı hissettiren ve 3 kat özenle toplanmış eşyalar. Buradan halı aldık ama burada da bayıldık!
Bu Berberi alfabesi



Essaouira

Bu gezide yine Marrakech'e  3-4 saat uzaklıkta bir yere gidiliyor. Haliyle git gel epey sürdüğü için şehrin tadını almak mümkün değil ki bence en güzel tur buydu.

Bu turda yolda kooperatiflerde durup Argan Yağı alabiliyorsunuz. Bazen şanslıysanız keçileri de ağaçta görebiliyormuşsunuz ki ben göremedim.

Deniz kenarında nefis bir kasaba. Gezmesi dolaşması ve havası çok keyifli. Aşık oldum resmen. Burann bir diğer özelliği Mazı ağacının (Thuya) köklerinden yaptıkları ahşap işleri. Mazı ağacının kendisine has bir kokusu var. Eve getirdiğinizde sizinle birlikte Fas'ı da getirmiş oluyorsunuz. Mutlaka alın.

Burada yine bir hata yaptık ve yerel rehberin önerdiği bir restorana gittik. Çok da mutsuz olduk. Sakın rehberleri dinlemeyin!

Burada denize giriliyordu. Casablancada deniz dalgaları çok güçlü olduğu için denize girilemediğinden deniz kenarına havuzlar yapmışlardı. Burada insanlar denize giriyordu ve sahil çok güzeldi. Duş yok ne yazık ki, o yüzden günübirlik gelip girmek istiyorsanız duşu unutun. İşte burası benim ayaklarımı okyanusa soktuğum yer oldu.

Genel notlarım:

- Pazarlık şart
- Turistleri dolandırmak isteyen çok. Aldığınız şehin fiyatını bilin.
- Polisler çok önlem alıyor ama meydanda falan cizdanınıza dikkat edin.
- Fas'lılar kafalarına göre takılmayı, sıra dinlememeyi falan seviyorlar. Havaalanına erken gidin. Çünkü karmaşa hakim.
- Dönüşte ayakkabıları çıkarttırıyorlar. Ama uçağa 1,5 litrelik su alıp, uçakta abdest de almaya çalışıyorlar. Ne biçim bir havaalanı güvenliği!
- Havaalanında kuyruklar bitmek bilmiyor.
- Ülkenin her yerinde sigara içiliyor, havaalanında içilmiyor. İçenler tuvalete gidip gizli gizli içiyorlar. Yasağı koyan, uygulatmayan ve görmezden gelenlere maşallah! Hatta komik bir diyalog; ablam sigara içer. Bir görevliye nerde içiliyor diye sorduk, bize kenarı gösterdi. Nasıl yani diyip anlamadık. Çok steril olmuşuz.

Yine gideceğim ben! Bu defa turla değil ve Essaoira'da çok daha fazla zaman geçireceğim!

Perşembe, Nisan 27, 2017

Alacakaranlık Kuşağı - Tiyatro Oyunu

25 Nisan akşamı bir Ataşehir Watergarden'da Das Das tiyatrosunda bir oyundaydık.

Das Das'ın salonu güzel, geniş. İçeri girince bir alt kata iniyorsunuz ve orada sizi geniş bir alan karşılıyor. Biraz fazla gri bir alan. Salonda yükselen bir platformda. Oyunu böyle izlemek gerçekten güzel, diğer gittiğim özel tiyatrolar gibi küçük bir mekanda sıkışıklık hissi yaratmıyor.

Oğuz Utku Güneş'in senaryosunu Twilight Zone serisinden uyarlamış. Bizi çocukluğumuzun TRT ekranlarına taşıyan; o tuhaf, komik, şaşırtan ve tedirgin eden kısaca "neler oluyor yahu" dediğimiz günlere götürüyor. Oyunculuk son derece başarılı.

Ne yazık ki Das Das'da sadece iki gün vardı. İstanbul'a yeniden gelirse kaçırmayın!


http://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/alacakaranlik-kusagi 

• Yazan-Yöneten: Oğuz Utku Güneş
• Yönetmen Yardımcısı: Ayşegül Tekin
• Işık Tasarımı: Ayşe Ayter
• Kostüm Tasarımı: Eftal Sayım
• Dekor Tasarımı: Ceren Yılmaz
• Oynayanlar: Çağdaş Tekin, Melina Özprodomos, Doruk Şengün, Ayşegül Tekin, Oğuz Utku Güneş
• Reji Asistanları: Çağlar Dere, Özlem Alpözü
• Ses Operatörü: Çağlar Dere
• Işık Amiri: Kenan Kılavun
• Ses Amiri: İlker Toğay


Çarşamba, Mart 15, 2017

Burçin Büke - Parmakların Tuşlarla Dansı

13 Mart'ta sevgili Yeşim güzel bir organizasyon yaptı, Yeşim, Mert ve ben bir araya gelip Kadıköy Süreyya Operasında Burçin Büke'yi dinledik. Öncesinde tabiki TEGV günlerini anmadık desek yalan olur. Bir kaç kulak çınlatmış olabiliriz.


Benim için Süreyya Operası bir ilk oldu yine. Girişteki güvenlik ekibinin organizasyonsuzluğu olmasa mekan bayağı tatlı bir his bırakabilirdi ama bu beceriksizlik hafızamda çoktan yer etti bile.

Boş verin güvenliği, Burçin Büke süperdi! O nasıl parmaklar öyle, o nasıl bir kendini adamadır... Nefis bir şeydi

İki Yakanın Bir Araya Gelememesinin Hikayesi - Batı Yakasının Hikayesi

5 Mart'ta ilk defa Zorlu'da bir gösteriyi izledim. Salon güzelmiş, kendini sahneye yakın hissediyorsun. Aslında abartırsan sahne tozu yuttum bile diyebilirsin.




Batı yakasının hikayesi... Bu pek eski konulu müzikal Trump'ın gölgesinde (Trump Tower değil, hayır) insana olduğundan daha fazla ırkçı geliyor. Hele ki "Puerto riko'da üstüste yaşayan insanlar pis, nefis Manhattan!" diye bağırırlarken! Bilmiyorum izlerken küçük Emrah, Seren Serengil versiyonu yoksa daha iyi mi ne diye düşünmedim desem yalan olur...

Bunları boşverdim ve Kötülüğün Sıradanlığı kitabını sipariş ettim. Evet, ırkçılık falan çok sıradan şeyler...



Pazartesi, Şubat 27, 2017

Kedi Günlükleri: Ben Muhteşem Bir Hastabakıcıyken

Ben müthiş ilgili, alakalı bir kediyim. BAA hastalanır, yatakta yatarken hop göbeğine zıplarım. Zaten o da sık sık hastalanır. Değmeyin keyfime. Sonra bakarım ona, ne de olsa hasta bakıcıyım. Bana öyle diyor BAA, yine bakıyorsun bana diye. Bazen yalıyorum elini, alnını falan...

Geçen Cuma baktım hala yatıyor. E bende yatıyorum. Normalde onun kalkıp, giyinip bir de çıkarken başımı mıncırması lazımdı. Yapmadı. Bunun üzerine merakla kalktım mama kabında ne var araştırdım. Kumlarımı dağıttım. Aaa baktım hala yatıyor. Bir patimi koydum yüzüne, BAA konuşalım istersen dedim. Nedir böyle hasta bakıcılığıma güvenip güvenip hastalanmalar! Patimi öptü yumuşadım hemen.

Sonra o evdeki kaşık düşmanı geldi. Neymiş mııırrr mırr mış. Gösteririm sana mırı falan dedim. Yatak benim! İşte böyle BAA'nın hastalığından hemen yüz buluyor. Kuyruk havada yatağın etrafında dört dönmeler.Yatağın üzerinde gazete görmüş gibi kıhladım hemen.


Cumartesi, Ocak 21, 2017

Haberim yokmuş gibi çek pampa!

Bugün gittim ve kendime bir selfie çubuğu aldım. Çoğu kişi için bir nevi mutluluk çubuğu. Benim için o denli abartı bir his yaratmasa da bir süredir almayı düşündüğüm bir aletti. Tabi gün içinde bir yerde unutmayı da ihmal etmedim. 

Cep telefonlarına yeni yeni kamera girdiği günlerde insanların çılgınca kendi fotoğraflarını çekmelerini fark ediyordum. Çoğu kişi tabii ki bunu yakınlarına göstermiyordu. Bu biraz bana saçma gelse de insanları kendi çapımda yargılamayı pek sevmem. Sonra zaman içinde aslında bunun biraz da faydalı bir uğraş olduğunu da fark etmedim desem yalan olur. Bence insanın kendi fotoğrafını çekmesi bir farkındalık yaratıyor. 

Kendim için fark ettiğim, normal durduğumu sansam da yüz ifadem bezgin, sıkkın veya yorgun bir ifade yansıtıyormuş. Bazen gerçekten yorgun olduğum içindi. Ama bunu insanlara hissettirmek istemiyordum. Çünkü bunu kendileri ile ilgili olarak algılıyorlardı. Bunu nasıl yenebileceğimi çalıştım. Bugün hala bu konuda çok başarılı olamasam da en azından dudaklarımın ucunu yukarı doğru kıvırmayı kendime hatırlatabiliyorum. Yorgunum ama bu senden değil, kansızlıktan ve metabolizma yavaşlığından ey dost! İşin doğrusu hayatımda oldukça iyi bir fark yarattı.

Az önce bir konuyu araştırırken haber sitelerinden birinde internet fenomenleri ile ilgili bir yazı vardı. Merak edip sayfalarını inceledim. Yüz binlerce takipçileri var. Diğer insanlara ilham veriyorlar, o yüzden bu denli popüler oluyorlar. Yaşadıkları hayatları, daha doğrusu hayatlarından sadece bir fotoğraf karesi ile ilham veriyorlar. 

Lider diye onu peşinden takip edenlerin olduğu kişiye deniyor. Bazı beyaz yakalı yöneticiler kendi kendilerine bu sıfatı yakıştırsa da aslında, lider dedirten onun adımlarının takipçileri... 

Şöyle bir durumu Türkiye'de görmek gerçekten ilginç olurdu: Bu fenomen olanlar basit bir yayınla belirli bir günde  insanları toplayıp; atıyorum ağaç dikmeye getirseler veya başka bir şey, toplumun işine yarayacak bir aktiviteyi tetikleseler... Bu gerçekten mümkün olabilir mi?

Perşembe, Ocak 05, 2017

CRR Caz Orkestrası - Yeni Yıl Konseri

Yeni yıla güzel bir giriş! Elif Çağlar, Tolga Salman ve Nail Yavuzoğlu şefliğinde  CRR Caz Orkestrası. 


İyi ki yapmışım dediğim etkinliklerden biri oldu! Yine olsun, yine gidelim

Pazar, Ocak 01, 2017

Selanik (Thessaloniki / Θεσσαλονίκη) & Kavala ( Kavala / Καβάλα)

Alfabesi farklı olan bir ülkeye gitmek çok garip oluyor. Sanki hiç okuma yazma öğrenmemiş gibi garip bir hale bürünüyor insan. "Acaba orada ne yazıyor, iyi mi kötü..." hiç bilemiyorsunuz. Benzerini Batum'a gittiğimde de yaşamıştım. Bu defa fark turla gittiğim için tabelalar hiç beni yormadı; rehberimiz kalkın dedi kalktık, yatın dedik yattık.

Hafta sonu şehirden sıkılıp değişik bir şeyler deneyeyim diyorsanız buyurun Selanik Kaval turuna... Epey ucuz da, vizeniz varsa tur fiyatı tek kişi gidiş 90 Euro. Selanik otobüs fiyatlarının gidiş dönüş biletinin 80 Euro olduğunu düşünürsek otel 10 Euro'ya geliyor. Tabi rehberlik hizmeti, transferler, sınır kapılarından geçişlerde kolaylık da var. 

Arabayla da gidilebilir dayanacak 9 saatiniz varsa. Tabi bir de araba için gerekli evrakları tamamlamak, ehliyeti uluslararasına çevirmek gibi gibi zahmetleri var. Yalnız kurt olduğumdan bu işlerin benim için anlamı yok. (Evet, bazıları hala inanamasalar da yalnız gittim. Çoğu yere yalnız gidiyorum zaten)

Otobüs zor mu onca saat? Aslında beni en zorlayacak şey tuvalet diye düşünmüştüm. (Bulgaristan Sofya'ya otobüsle gittiğimizde pek mola vermemişlerdi. Oradan deneyim) Turda çok rahat oldu. Türkiye içinde neredeyse 2 saate bir mola verdik. Yunanistan'a geçtiğimizde evet pek mola yeri yok. Yine de Kavala'ya yakın bir yerde hem giderken hem de dönerken mola verdik. 

İki kişi gittiğinizde sizi yan yana iki koltuk veriyorlar. Sarılıp sarmaşıp yatabilirsiniz. Yine de tüm gece o kadar sarmaşmak istemezseniz yorulabilirsiniz. Ben yalnız gittiğim için iki kişilik koltukta rahatça takıldım. Bir ara montumu yastık yaptım, o zaman biraz rahat uyuyabildim.

Geceyi yolda geçirdikten sonra sabah Selanik'e ulaşıyorsunuz. Bizim ilk durağımız bir kilise oldu. Aralık ayının 24'ü olduğu için dini bayram vardı ve kilisede ayin düzenlenmişti. Hem bayram nedeniyle hem de yıl başı nedeniyle her yer cıvıl cıvıldı. Eğer Balat'ta hiç ayine katılmadıysanız değişik gelebilir.



Sonra Atatürk'ün doğduğu evi gezdik. İki katlı bu binada sonrasında bazı değişiklikler yapılmış. Artık bahçeden girişi var, ana kapı kapatılmış. Binanın içi boş, sadece bal mumu heykeller var. Eskiden Mustafa Kemal'in çocukken yaşadığı zamana en yakın eşyalar (kendi eşyaları değil) varmış ama bunlar kaldırılmış. Hızlıca gezilebiliyor.



Arkasından da şehirde serbest zaman. Şehir herkesin de dediği gibi İzmir'i andırıyor. (Sahil doldurulmamış haliyle) Bana ayrıca Beyrut'u da hatırlattığı zamanlar oldu. Bayram nedeniyle sokaklar kalabalık, her yerde şarkılar söyleyen insanlar, balonlar ve çocuklar vardı. İnsanlar genellikle 12'den sonra toplanmaya başlıyorlar, saat 15:00 - 16:00 civarı ise yoğunluk başlıyor ve kafeler ağzına kadar dolup taşıyor.



Ben Türk olmam nedeniyle hiç bir şey yaşamadım (iyi ya da kötü) Yaşayan birini de görmedim turda... İnsanlar Türkçe bilmiyorlar, eskiden göç eden kişiler arasında bilenler olabiliyor ama sadece Türkçe'nize güvenmeyin. İngilizce biliyorlar ve kafelerde İngilizce menü bulunuyor.
İstediğiniz her türde yemek bulabilirsiniz. Yemekle ilgili bir sıkıntı çekmezsiniz. Yerel pazarına uğradım. Etleri olduğu gibi açıkta tutuyorlar. Hijyen konusunda biraz şaşırdım ama sonra "ben burada yaşamıyorum ki ne dertleniyorum" dedim kendi kendime...


Gece turun ekstra taverna eğlencesine katıldım. Normalde katılmam bunlara gereksiz pahalı oldukları için ve çoğunlukla yemek rezalettir. Ama otel şehre çok uzak olduğu için (Taksi gidiş 15 Euro yazıyor) ve tek başıma olduğum için de katıldım. Bu etkinlik 40 Euro'ydu. Burada Taksim'de küçük bir fasıla katılmışsınız gibi düşünün. Yemekler idare ederdi, öğlen iyi yememiş olsam aç kalkardım kesin. Sadece balık pastırmasını deneyin. İlk defa burada yedim ve gerçekten beğendim. Ouzo'da yeni rakı, aynı tatsızlıkta... Ama gidiş dönüş rahat (otobüsle) ve kalabalık olduğunuz için eğlenme ihtimali daha da artıyor. Gerçi ben masadakilere hiç bakmadım, canlı müzik ekibi ile takıldım. Gittiğimiz yerin adı Maestro'ydu. İstanbul'da Arnavutköy'de de eskiden bir restoranı varmış.



Ertesi gün Kavala'ya hareket ettik. Şehir içinde çok uzun bir zaman tanımadı bize. Hızlıca gezip, yemek yedik ve yola düştük. Burada sahil kenarında tur rehberinin önerdiği bir restoran vardı. (Kavala'ya gidecekler için not: yol ağzına en yakın olan, sarı brandalı / sarı masalı) Hiç önermiyorum. Adam siparişleri karıştırdı, sipariş etmediğimiz şeyler geldi. Ettiklerimiz gelmedi. Sonra da karıştırmadım diye diretti. Allah'tan her gelen yemekle birlikte fişi geliyordu yoksa fena hale kazıklanacaktık.




Dönüş yolunda Türkiye sınırına yakın kasabalardan geçiyor (durmadan). Aklınızda olsun arabayla gelirseniz Dedeağaç'ta mutlaka zaman geçirin. Yemek ve gezmek için ideal. 

Bunun dışında göl üzerinde iki kilise var, onları da gezdik. İkisinin de değişik özellikleri var. Bir tanesini buralı bir Paşa yaptırmış.



Şehir pahalı değil, para birimi Euro. Bir yemeği 10 - 20 Euro arasında tıka basa olacak ve yanında içecekle beraber yiyebilirsiniz. Kahve 1,5 - 3 Euro arasında değişiyor. Su hiç almadım, turun sularını tükettim. Evet, turda su vardı ve ücretsizdi. Başka ikram yoktu ama...

DutyFree'ler: giderken Setur'da, dönerken Yunan kısmında durduk. Setur daha ucuz ama limit var. Yunan kısmı büyük ama içindekiler daha az çeşitli. Türkiye gümrüğünden girerken kontrol edilebilirsiniz, o yüzden sınırları aşmamaya dikkat edin.