Salı, Eylül 09, 2008

İnsan neden mutsuz olmak ister?

Ağır bir soru ve kolayca "aman ne saçmalıyorsun yahu?!" diye cevap verdirebilecek bir soru. Ancak ne yazık ki -bence- çok yerinde bir soru.

Bir süredir şu kendini geliştirme dalgasına kaptırmış gidiyordum. Şimdi bir kendini geliştirme var, bir de başka bir kendini geliştirme var. Bazı gruplar kendini geliştirmeyi maddesel anlamda yeni bilgiler edinmek amacıyla düşünürken, bazı kendini geliştirmeciler de spritüel anlamda (5. boyutlara yelken açmak, uzay zaman çizgisinde kırılımlar yaşamak ve dahi uzaydaki eter yelinde sörf yaparken bir yandan da bir tarafından kutsal kitaplar uydurmak) kendini geliştirmeyi tercih ediyor.

Haylaz bir kedi olarak başıma ne gelirse meraktan gelir diyerek ne bulduysam girdim baktım bi içine. Amanın nelerle karşılaşmadım ki, şamanlar mı ararsın, dünyanın en vahşi yerinde sevgi ve huzuru bulduk diyenler mi... Neyse dağıtmayayım fazlaca ve neler gördüm özetleyeyim:

- herkes korkularını fark etmiş ve onları sevgiye dönüştürme çabası içine girmiş.
- imgeleme konusunda hızlı ilerlemeler var. önümüzdeki kuşaklar şizofren olmayı normal bir şey sanacak
- herkesin derdi parayla. seminerlerde dertlerini soranlara: ay param bitmese, daha çok kazansam, işsizim şeklinde cevaplar %90. (kilolarından kurtulmak isteyenler %70, sevgili arayanlar %40)
- bu seminerlere katılanların %90'ı kadın, geri kalan erkeklerde biraz tuhaf görünüyor
- seminer sahipleri eğer mekanları eline yüzüne bakılır düzgünlükteyse içeriyi tıklım tıklım doldurabiliyor.
- seminer fiyatları kafalarına göre değişiyor. örneğin reiki 1. seviyeyi 20 YTL'ye veya 150 USD'ye de alabilirsiniz.
- seminerlere katılanlar genelde tek bir yere takılmıyorlar, her yere uğruyorlar, her seminere çılgın gibi katılıyorlar.
- her seminerin kendine has cümlecikleri var. örneğin kavga ettim yerine enerji patlaması yaşadım diyorsunuz. ben sevgiyim, sen sevgisin, herkes sevgi diyorsunuz :)
- bu cümleleri yerinde kullanmak uygun. bir başkasının cümlesini yanlışlıkla bir başka seminerde kullanırsanız seminer sahibi sizi herkesin içinde rezil ediyor. nasıl mı, o gittiğin yerlerde iş yok, gel tek kurtuluş bence, aptalsınız siz oralara gitmekle diyor. (aptalsınızı üstü kapalı söylüyor, benim kadar açık değiller bu korkusuzluktan bahseden kişiler)
- eski dönem falcıya giden kadınlar sanırım sonunda tozutup kendilerini bu gelişimcilere (girişimci desek daha mı iyi ne?) adamışlar. falcılar out, kişisel gelişimciler in!
- pozitif düşünün pozitif olsun, hep en iyisini düşün, hep en iyisini imgele vs vs tadında giden beyin yıkamalar var. yani aklınızda eğer kalkıp böyle bir şeye gideyim diye düşünüyorsanız size en altta bazı tiyolar verdim (hem de bedava!). bunları yapın kendinizi ve cüzdanınızı yormayın!
- şu hep kendin için en iyisini iste Adam Smith amcanın ekonomi modelidir aslında. ama Nash amcamızda yeni bir nobel ile bize oyun teorisini vermemiş miydi? yani kendin için iyi olduğunu düşündüğün şey gerçekten kendin için iyi midir ki? çok klasik örnekle açıklayacağım:
-Hapishane çelişkisi-
Beraber suç işleyen iki kişiyi polis ayrı odalarda sorgular. Polis her zamanki gibi itiraf oyunu oynatır. Eğer kişilerden biri diğerini ihbar ederse onun cezası azaltılacaktır. Ancak karşı taraf onu suçlarsa en yüksek cezayı alacaktır. Her ikisi birden karşı tarafı suçlarsa her ikisi de ceza alacaktır. Ancak her ikisi de susarsa en az ceza ile kurtulacaklardır. Yani

Suçlular: X Y
X Y'yi suçluyor 0 6 (yıl ceza)
Y X'si suçluyor 6 0
her ikisi birbirini suçluyor 3 3
hiç kimse konuşmuyor 1 1

Bu durumda suskun olmak her ikisi içinde en uygun olanıdır.

Yani bizim için en iyi olan şey, hayatımızı paylaştıklarımız için de gerçekten en iyisi midir? Kelebek etkisi filmleri aslında bu konuyu çok güzel irdeler....

Gelelim başlık konumuza.

İnsanlar bu seminerlere boş vakitleri ve bol paraları olduğu için gitmiyorlar. Gerçekten ihtiyaç hissettikleri için gidiyorlar. Kimi sadece yargılanmadan kabullenilmek için gidiyor; kimi korkuyor, korkuları ile kendine dünyayı dar ediyor; kiminin çok büyük kayıpları var, altından kalkamıyor...

Bu seminerlerde yaşadıkları her şeyin suçunun onlarda olduğu söyleniyor. "Başına ne geldiyse sen istediğin için geldi!" buradaki insanlar da oturup isa çilekeşleri gibi, mea culpa, mea culpa diyip diyip sırtlarına kırbaçları şaklatıyorlar. Olumlu düşünücem, her şey benim hatam, karamsar olmamalıyım diyip diyip inliyorlar...

Mutlu olmak için gittikleri bu yerlerde daha da çok kendilerine eziyet edip geliyorlar.

İnsan mutsuz olmak ister. Çünkü mutsuz olduğunda daha çok hareket eder ve böylece yaşamında oyalanır durur... Çünkü diğerleri öyle yapmaktadır ve o yeni bir araştırma içine girmektense diğerlerini taklit etmeyi daha kolay bulur. Rüzgara karşı savrulan tek bayrak olmak zordur. Bu yüzden, bu kendine tuhaf gelse de insan mutsuz olmayı tercih eder!

Tiyolar:
Telkinle beyninizin ilk önce geçici hafızasına, sonra da kalıcı hafızasına girebilirsiniz. Çoğunlukla yaşadığımız anılarımız bu şekilde bizim davranışlarımıza etki ediyor. Eğer ki size okul dönemiz boyunca kötü bir eğitmen tarafından veya okul arkadaşlarınızın manyak olması sebebi ile bazı şeyleri anlayamadığınız veya bazı şeyleri yapamadığınız sürekli söylendiyse, beyin bunları önce geçici hafızaya kaydediyor. Sonra da kalıcı hafızaya taşıyor. Bugünkü davranışlarımızda da karar alırken beyin geriye dönük davranışların sonuçlarını inceleyip ona göre karar veriyor.

Eğer ki size hayatınız boyunca resim yapamadığınız, kabiliyetinizin olmadığı söylendiyse boş zamanlarınız için bir hobi ararken resim yapmayı asla düşünmeyeceksiniz. Ancak işin doğrusu ve size söylenmeyen şudur ki resim yapmak için kabiliyete ihtiyaç yoktur. İyi öğrenilmiş bir teknik ve dikkatle siz de resim yapabilirsiniz. (picasso olursunuzu şimdilik demiyorum, onun için günde 10 saat resim yapmak gerekir :)) Ancak beyin bunu aklına bile getirmez, çünkü geri dönük anılar sizin resim yapamadığınız yönünde şekillendirilmiştir.

Eğer ki bir alanda, bir konuda sıkıntı çekiyorsanız; - bu ilişki kurmak olabilir, eğitim olabilir, iş hayatı olabilir her şey olabilir - bu konuda kendinizin en iyi olduğunu kendinize telkin ederek başlayın. Bu 1. günde olmayabilir, 1 haftada olamayabilir, 1 ayda da olmayabilir. Ama en sonunda beyin bu bilgiyi kalıcı hafızaya taşıyacaktır. O zaman da gerçekten siz o konuda en iyi olduğunuza inanacaksınız.

Yaşadığımız dünya inançlar dünyası. Mutlu olduğunuza inanırsanız mutlu olursunuz. Kim hangi mantıkla size mutsuz olduğunuzu ispatlayabilir ki? :)En iyi iş veren, en iyi yönetici, en çok para kazanan işin sahibi olmak, güzel ve çekici olduğuna inanmak, kadınlar / erkekler için çok çekici olmak bu isteklerin hepsini gerçekleştirebilirsiniz. Sadece beyninizden öyle olduğuna inanarak. Çünkü buna inanmak isteyen sadece sizsiniz. Hayatınız boyunca tek bir eşiniz olabilir. Ama varın siz, tüm dünya sizin için ölüyor zannedin. Bunda sihir ya da büyü yok

Hayat sadece sizin algıladığınız kadardır. Daha fazlası değil.

İşte bunlar da sizin telkin cümlecikleriniz:
- Ben bolluk ve bereket içinde yaşıyorum
- Ben kazancımın tadını çıkarıyorum
- Ben sağlıklı ve mutluyum
- Ben işimden keyif alıyorum ve kazancım çok yüksek
- Ben arkadaşlarım tarafından seviliyor ve sayılıyorum
- Ben eşimle mutlu ve huzurlu yaşıyorum
- Sevgilim beni seviyor ve mutluluk içinde yaşıyoruz
- Ben her zaman tatmin edici ilişkiler yaşıyorum
- Karşı cins beni her zaman güzel / yakışıklı bulur
- İşlerimi her zaman zamanında, doğru şekilde ve tamamen bititirim.
- Ben her yaptığım şeyi, tam ve doğru yaparım.
- Ben her zaman yüksek notlar alır ve istediğim okullarda okurum.
- Ben istediğim işte çalışır ve o işten iyi kazanırım

uzaaaaar gider.. siz kendiniz de artık oluşturabilirsiniz bu cümleleri

2 yorum:

Osman ÇALIŞKAN dedi ki...

üstat iyi güzel de hangi bilimsel mantık veya hangi tecrübe ile yazdın bunları anlayamadım. Seninkisi olsa olsa bir sezgi olur ve bunun da doğruluğu noktasında kesin bir şey söylemek mümkün değil. Umarım yanılmıyorsundur!

Banu Çelik dedi ki...

Yazıda pek çok konu var ve hepsinin zaten hangi kaynaktan olduğu söyleniyor...